Ekim 06, 2010

Son Günlerin Popüler Bayanı: Cem Boyner

Neden popüler? Çok basit. Malumunuz, geçenlerde bir referandum sürecinden geçtik. Bu süreç çok yorucu, sancılı ve en önemlisi kimin ne olduğunu bizlere açıkça gösteren bir süreç oldu.

Boyner hanım, referandumda, TÜSİAD'ın taraf olmadığını bizlere söyledi. Bunu söylemesinin nedeni, TÜSİAD denilen kurumun, ülkenin üzerinde kambur olmuş kamu kurumlarından hiçbir farkının olmamasıdır. Onlar aynı kafadan olduklarından, yani oligark olduklarından, referandumda sessiz kaldılar. 

Tabi bu sessiz kalış, hükümetten yani Sayın Erdoğan'dan sağlam bir şamar yedi.
Taraf olmassanız, bertaraf  olursunuz!
şeklinde bir karşılık gördü TÜSİAD ve tayfası.

Bu polemikler devam ederken, referandum sonuçlandı, TÜSİAD'ın ne olacağı belli oldu! 
Bertaraf
Bir tarafa atılan, bir yana atılmış, ortadan çıkmış, zâil olmuş.

Boyner hanım efendi, bugünlerde Cumhuriyet'e konuşmuş. Neler mi söylemiş?


  • Türkiye’de laiklik yok. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın laik bir kurum olduğunu düşünmüyorum. Alevilerle ilgili hiç düzenleme yapmıyor. Türkiye’de ateistler de var, Aleviler de var. Devletin gerçekten bütün din ve mezheplere aynı mesafede olması lazım.

  • Ben türban yasağının kalkmasıyla laikliğin elden gideceğini düşünenlerden değilim. 18 yaşına gelmiş bir genç kızın da eğitim hakkı olması gerekiyor.

  • Türkiye’nin resmi dili bir tane olmalıdır. Bir ülkede iki tane resmi dil olamaz. Türkiye’de olamaz. Türkiye üniter bir devlet. Türkçe resmi bir dildir. Türkiye devleti herkese Türkçe öğretmek zorunda. Ama Kürtçe bir anadil.

  • Bir TC vatandaşı ‘Ben Kürtçeyi de, anadilimi de öğrenmek istiyorum’ diyorsa, bence öğrenebilmeli. Bu meseleyi milliyetçilik, bir bölünme korkularıyla tartışılmasını hep yanlış buluyorum.

  • Anayasayı baştan yazmak istiyorsak gerçekten baştan yazmak lazım. Dibacesinin de aslında vatandaşı öne koyan şekilde yazılması gerekir.

  • Bizim anayasamız vatandaşı öne koymuyor, devleti koruyor. Onun için üç madde değişir mi değişmez mi, belki sonunda hakikaten konsept olarak Türk milliyetçiliği kalkacak. Her şeyi tartışarak yapmalıyız. En baştan yazmalıyız.

Açıkçası ben bu görüşlerine katılıyorum. Bunları söylerken TÜSİAD kurumundaki abilerinden, dedelerinden ve en önemlisi kocasından izin aldı mı bilmiyorum. Bu görüşlerine yönelik internetten bazı eleştirileri sizlerler paylaşmak istiyorum:





Bu hatun boyundan büyük laflar ediyor, daha düne kadar sekreterliğini yaptığı ve evli olan Cem beyin ikinci eşiliğinden nerelere geldi. Yakında Cem boyner üçüncüyü bulur da bunun pabucu dama atılır. Bakalım ozaman layiklik neymiş konuşabilecek mi?


Bu konuda bilgim yok ama Türkiye'de bazı noktalara gelmek için birilerinin altından ya da üstünden geçmek, birilerine yalakalık yapmak, araya ayı pardon dayı sokmak gibi araçların kullanıldığı bilinen bir durum.

BUNLARIN ne dinleri ne de bir şeye iman ettikleri vardır. bunlar havadan paranın kokusunu alırlar pusuya yatarlar. bu millet yıllardır çalışır bu bir avuç dinsiz imansız ne oldukları belli olmayan soysuzlara çalışır. bunların ürettikleri ne varsa hepsi siyonist lere taşaronluk yapmaktır o kadar gavur oğlu gavurlar bunlar . millet düşmanları satılmış vatan hainleri bebelerin kanını emen vampırlere bunlar. hiçbirisinin dedesinin mezarı bu ülkede değil.


Bu arkadaşımız, ilgili şahıs ve onun sülalesi hakkında epey araştırma yapmış gibi!


"Diyanet İşlerini laik bir kurum olduğunu düşünmüyorum" ne demek?Adı üstünde :Diyanet İşleri Başkanlığı.Laik olması varlık sebebini ortadan kaldırır.Ben de patriklerin,Papanın ve Hahambaşıların laik olduklarını düşünmüyorum.Bn.Boynerin işçi haklarını savunan bir marksist olduğunu düşünmüyorum.Önder Savın ilahiyatçı olduğunu düşünmüyorum.


Enteresan çıkarımlar. Bence dünayaya daha gerçekçi pencerelerden bakmalıyız. Hiçbirşey göründüğü gibi değil. İnsan tarafından üretilen düşüncelerin, insanoğlunun hayatında tam olarak karşılık bulması pek olası değil. Sonuçta herşeyi belirlemeye çalışanlar biziz. Kanunlar koyuyoruz, sonra da onları hiçe sayarak hareket ediyoruz. Fikirler, akımlar üretiyoruz ama içi boş!

Sayın Ümit Boyner e Diyanet i yanlış anlatıyorlar. Ya da bilerek yapıyor bunu. Diyaneti takip etsin kendiside Diyanet İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları Din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmeyi anayasanın 136. maddesine göre yapıyor mu yapmıyor mu incelesin.


Diyanetin tam olarak ne yaptığı ya da ne yapmadığı üzerinden gidilirse daha sağlıklı sonuçlar alınabilir.

TÜSİAD için alışkanlık haline geldi bu kışkırtıcı açıklamalar ! ! ! Niye alevilere diyanette temsil izin verilmiyormuş niye okullarda kürtçe ögretilmiyormuş falan filan bu kesimlere dahil insanları kışkırtmaktan başka işe yaramayan açıklamalar bunlar ! TÜSİAD ı bu açıklamalarından dolayıda kınıyorum ! ! ! Bölücüğe kapı aralamaya çalışıyor ama dahada önemlisi ve EN ÖNEMLİSİ KENDİNİ BELLİ EDİYOR TÜSİAD ın nasıl bölücü bir yapıya sahip olduğu gün yüzüne çıkıyor ! ! Milletimizde bunların gerçek yüzünü görüyor


Bu arkadaşımız, Türkiye'nin hala bir bütün olduğunu sanmakta. Türkiye bölüneli çok oldu. Belki 300 yıl olmuştur ama malsesef bu durum birileri tarafından kabul edilmemekte. Şimdi sen bu sözlerinle Alevileri ve Kürtleri dışlamış oluyorsun. Senin mantığın aynen şudur: "Eşşeğin aklına karpuz kabuğunu getirmeyin!" Ama bizim bahsettiğimiz düşünen, aklı, milli ve manevi değerleri olan "insan" lar. Eğer bu insanların talepleri varsa, devlet bunları görmezden gelemez. Sn. Beşir Atalay beyfendiye duyurulur. Boş boş sağda solda dolaşmaktansa, bu sorunlarla ilgili çözümlerini sunsunlar. AKP'nin içinde de CHP gibi statükocu kesimler mevcuttur. Bu bağnaz kafalar "siyasette" oldukları sürece, birçok konuda çözüm bize uzak duruyor.

Yıllardır bu ülke insanları, senin sünni dediğin kesim dini inançlarını yaşayamıyor. Fişleniyorlar, zorla, zorbalıkla örtüleri başlarından çıkarılıyor, namaz kılanlar medyada suçlu gibi lanse ediliyor, Analar başörtüleri nedeniyle oğlunun yemin törenlerine katılamıyor ve sen çıkmışsın şimdi laikliğin olmadığından bahsediyorsın. Ayıptır ayıp. Bırakın bu işleri. Sana soruyorum bunca zamandır laiklik vardıda şimdimi yok? Neden şimdi bu yaygarayı koparıyorsunuz. Yazıklar olsun sana ve senin zihniyetindekilere.


Boyner hanım, lailkliğe yaklaşırken, soldan yanaşmış. Az yukarıdaki arkadaş ise, sağdan. Esas olan, her taraftan yaklaşabilmek. İçini boşaltmak ve yeniden doldurmak. Bütün milletin değerleri ile!

Tüm haber7 okurlarını boykota davet ediyorum.Haddini bilsin bunlar...


Haber7 okurlarının boyner mağazalarından alışveriş yaptıklarını sanmıyorum!

Temmuz 29, 2010

Sportif Başarıda İspanya Yükseklerde, Biz Nerdeyiz?

Sportif anlamda başarı, toplumların uluslararası anlamda bilinirliği açısından önemlidir. Türkiye olarak maalesef bu konuda, elindeki imkanlar göz önüne alındığında, çok ama çok gerilerde bir ülkeyiz.

Son zamanlarda bizi popüler yapan etkenler, İsrail’e kafa tutmak, İran’la ve bölge ülkeleri ile olan yakın ilişkiler, ekonomik durumumuz vs. gibi konulardır.

Peki neden biz sportif anlamda başarılı bir ülke değiliz? Bunun altında yatan sebepler nelerdir? Ülkemizde sporcu mu yetişmiyor? Bizler, herhangi bir branşta yarışacak olan sporcumuzu doğru kriterlere göre mi seçiyoruz?

Sporda başarı, bunu milli bir politika haline getirmekle olur. Devlet ve özel sektör spora ve sporcuya destek olmalı. Ama görüyoruz ki özellikle özel sektör, sadece ve sadece “popüler” sporlara destek oluyor. Futbol, basketbol vs.. Burada tek amaçları var, o da reklam yapmak.

İspanya örneği, aslında dikkatle incelenmeli. Son yıllarda İspanyollar neden bu kadar başarılı?

Mesela,

Rafael Nadal, tenisin bir numarası,

Formula 1’de Fernando Alonso’nun şampiyonlukları var,

Basketbolda hem takım hem de klüp bazında çok başarılılar,

Futbolda son Dünya ve Avrupa Şampiyonu takım İspanya,

Fransa bisiklet turunda Alberto Contador’un başarıları,

Real Madrid ve Barcelona takımlarını bilmeyen yoktur,

Paul Gasol NBA’de şampiyonluklar kazanıyor ve yine NBA’de başarılı olan bir çok İspanyol basketbolcu var,

Olimpiyatlarda da İspanya başarılı bir ülke konumunda.

Şimdi soru şu: İspanyanın nesi bizden fazla ya da bizim neyimiz eksik?

Cevap çok basit: Spora ve sporcuya yaklaşım, bakış açısı çok farklı.

Dün, Elvan isimli sporcumuz, Avrupa Atletizim Şampiyonasında 10 Bin metrede altın madalya altı. Saygın medya kuruluşları bunu "FLASH" gelişme olarak verdiler.

Evet aslında bakarsanız bu, bizim için öylesi bir gelişmeydi çünkü 2002 den bu yana bu anlamda herhangi bir başarımız söz konusu bile değildi. Ne kadar sevinsek azdır!

Şimdi soruyorum, Elvan aslen nereli?

Geri geldik

geri geldik

Haziran 16, 2009

Bizde Asker Olmak

Nasıl bir ülkede yaşıyoruz anlamakta zorlanıyorum. Demokratik bir ülkede olmayacak işler her gün karşımıza çıkmakta. Deprem olduğu dönemde akil adamların dediklerini hatırlar gibiyim:

Depremle yaşamasını öğrenmek.


Ya da terör saldırıları olduğunda askerlerin dediği laflar:

Terörle yaşamayı öğrenmek.


Benim dikkat çekmek istediğim konu ise başka:

Asker ve onların hazırlamış oldukları, toplumu vesayet aldına alan, sistematik kurgularla topluma ve onun fikirlerine yön vermeye çalışan "raporlar".

Askerlerin darbe planlarıyla yaşamayı öğrenmek.


Gündeme, son yılların meşhur gazetesi TARAF tarafından ortaya atılan bir belge bomba gibi düştü.

1 haftadır sorgulanan şey, bu belgenin gerçek olup olmadığıydı. Herkes fikrini söyledi ama bir kişi hariç.

Malum halkın düşmanı partisinin başındaki adam Deniz Baykal.

AK partinin CHP'yi hezimete uğratmasının ardında da 3 gün evden dışarı çıkmamıştı.

Aslında bakarsanız bu gibi durumlar onun için olağan olan şeyler. O tayfaya göre asıl sorgulanması gereken ki malum statükocu medya (hürriyet ve yaverleri) da bu noktaya parmak bastı: Bu gibi gizli belgeler nasıl olurda ortalığa saçılır olduğudur.

Hatırlarsanız NOKTA dergisinin son sayısında yer alan darbe günlükleri için de, bir kişinin gizli kalması gereken günlüklerinin ortalığa saçılmasının yanlışlığından bahsetmiştiler.

Çünkü bu durum onların alışık oldukları bir durum. Darbe planları yapmak çok ama çok normal onlar için.

Aslında Hürriyetin baş kumandanı ilginç bir noktaya parmak basmış:

Bu askeri bir darbe planı mı?

Yoksa sivil bir darbe planı mı?


Genelkurmay başkanın şaşkınlığını anlamakta zorlanıyorum. Çünkü 2002 yılından sonra askerler tarafından bir çok darbe planı gündeme alındı ve bir kısmı uygulamaya koyuldu ama millet her seferinde oyunu bozdu.

Bu plan da muhtemelen Genelkurmaydaki bazılarının bilgileri ışığında gerçekleşti. Ama planın arka taraflarında bir yerlerde sivil bazı kişilerin de olduğu muhakkak.

Hürriyetin baş kumandanı Genelkurmay başkanına bir soru yöneltiyor ve cavabı:

Ya belge sahte çıkarsa?

Ne yapacağımızı hep birlikte göreceğiz!


Ne yapacaksınız sayın genelkurmay başkanı? Gerçekliği ispatlanmış darbe günlükleri ile ilgili ne yaptınız? Yaşar Büyükanıt hakkında ne yaptınız? Peki ya diğerleri!

Darbe planlamak konusunda çok ama çok becerikli komutanlarınız var. Sanırım bu aldığınız eğitimin bir parçası!

Böyle bir konjonktürde hiç kimse böyle bir belgeyi hazırlayıp askere komplo kurmaya çalışmaz. Bu kimsenin işine gelmez.

Ama askeriyenin içinde aklı başka türlü çalışan adamların çokluğu, bu belgenin gerçek olma ihtimalini güçlendiriyor.

Haftayı bu tartışmalarla geçireceğimiz muhakkak. Umarım memleketin hayrına gelişmeler olur.

Haziran 15, 2009

Engin Abi, Başlığından Hiç Bişe Anlamadım!

Ahkâm, sıdk-ü selametten münhariftir
Abi bu ne demek? Biliyosun ki biz gençler bu kelimelerden bi halt anlamayız! He diceksin ki çok da şeyimdeydi!

İşte bizde kültür "dezenformasyonu" böyle bişey. Tarihimize söve söve tarih öğrendik!

Araplar şöyle, farslar böyle. Eee ne kaldı geriye? Günlük 200 kelimeyle birbiriyle anlaşmaya çalışan insanlar topluluğu!

Başlığa çok takıldım biliyorum. Orayı geçtim yazının içine dalalım.

Ne diyo Engin abi;

Türkiye'de yıkılabilecek tabular vardır, asla yıkılamayacak tabular vardır.


Evet abi haklısın. İrticayla mücadele hiç bitmez diyen generallerin olduğu bi memlekette bazı tabular hiç ama hiç yıkılmaz.

Namaz kılanların kovulduğu bir peygamber ocağına sahip olduğumuz sürece bu devran böyle sürüp gider. Bu nasıl bir ocaktır!

Örneğin kapitalistleşme, hız kazanarak gelişecektir.


Kapitalizim bizim millete çok tatlı geldi. Ucunda para olsun valla imanını bile satar bu millet.

Satmadı mı?

Sattııı.

Kapitalizim dediğin bir boktur, bunu yemeyen yoktur. Bu laf bizdeki "para kazanma" hırsını özetliyor.

Bazen muhafazakar patronların bir araya geldikleri ve aralarında yaptıkları muhabbetlere şahit oluyorum.

Bazen de maraba yani amelelerin arasına katılıp onlarla takılıyorum.

Marabalarla yapılan muhabbet çok ama çok sıcak geliyor bana.

Neden; çünkü içinde para yok, sefillik var.

Ezmek yok ezilmişlik var.

Kanaat etme var.

Bazen patrona yalakalık etme var ama çoğunlukla küfür etme var.

He bunun yanında hala fakir edebiyatı eden kapitalist köpek patronları görünce insanın komünist olası geliyor!

Ey komünist geçinenler. Biliyorum sayılarınız her geçen gün azalıyor.

Biliyorum üniversite yıllarında sloganlar savurup daha sonra paranın cazibesine tapanlarınızın sayıları artıyor.

Herşeye rağmen yolunuz açık olsun!

Başka ne diyor Engin abi;

Bu ülkede gerçek anlamda bir demokrasi kurulabileceğine asla inanmadım. Türkiye'de hiçkimse demokrat değildir. "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" sloganını çok dinledik biz... Boş laftır.
Türkiye, bu çabayla debelene debelene daha yıllarca sürüklenir gider...
Bu ülkede, bürokrasinin toplum üzerindeki "vesayeti" asla ortadan kalkmayacaktır.


Umarım gençler arasında bu duygular yeşerir diyecem ama hangi gençler abii!

Hayat okadar boktan ki düşünmeyi unutturdu bana! Üniversiteye gidelim, sonra mezun olalım iş bulalım. Günde 10 bazen 12 saat çalışıp pestilimiz çıksın. Peki abi bunları biz ne zaman düşünecez?

Gençlerin düşündüğü tek şey erkenden torpilli kaymak gibi bi işe ya da devlete (bu ikisi eş anlamlı) kapak atıp kapitalist sömürü düzeninde bir yer edinmek. Bu kafayla biz hangi sorundan kurtulacağız. En büyük sorun kendimiziz zaten!

Sen bürokrasiyi boşver abi, halkın kendisi de en az bürokratlar kadar vesayetçi. İş hayatımda hertürlü kokuşmuşluğu gördüm ve tiksindim.

Allah kahretsin, bunun için mi biz "okuduk, adam olduk!"

Bu boktan sistemin içinden çıkış yok abi. Bu pisliğin içinde debelenip duracaz.

Nereye kadar mı, dayanabildiğimiz yere kadar!

Yazının tümünü değerlendiremedim, uykum geldi. Sabah kalkıp erkenden kapital sistemin çarklarının arasına kendimi atmam lazım!

Napim sistem öyle!

Haziran 12, 2009

Yiğit Bulut Doğan Grubu'ndan niçin ayrıldı?

CNNTÜRK'te Parametre'yi sunan ve Vatan'da yazan Yiğit Bulut, Doğan Grubuyla yollarını ayırdı. Ciner Grubuyla el sıkıştığı öne sürüldü. Peki Bulut'u gruptan ayıran ne oldu?

CNNTÜRK'te sabahları Parametre'yi sunan ve Vatan'da yazan Yiğit Bulut, Doğan Grubuyla yollarını ayırdı. Bulut'un Ciner Grubu ile el sıkıştığı öne sürüldü.

Medyatava'nın haberine göre Yiğit Bulut, Doğan Grubuyla yollarını ayırdı ve Ciner Grubuyla anlaştı. Bulut, Habertürk TV'de ekonomi programları yapacak, Gazete Haberturk'te finans ve para piyasaları üzerine yazılar yazacak.


Bulut, bir süredir Doğan Grubu içinde rahatsızlığını ima ediyordu. Son olarak Zaman gazetesine verdiği röportajda Aydın Doğan ile Tayyip Erdoğan'ın arasını bozanın gruptaki "beyaz Türkler" olduğunu söylemiş ve Ertuğrul Özkök'ü işaret etmişti.

İşte Bulut'un o röportajı...


"Doğan Grubu ile iktidar arasındaki kavgayı, beyaz Türkler çıkarıyor "

'Evrim teorisine inananlara inanamıyorum' dediniz, mahalle karıştı...

Evet, ama ben yazımda hiçbir dinî motif kullanmadım. Sadece 'ilk itici güç' ya da 'yaratıcı zeka' dedim. Binlerce mesaj geldi. 'Siz mürteci misiniz, dinden bilime bakılır mı?' diye. Siz Türklükle, İslam'la ilgili bir şey söylediğiniz zaman kötü adamsınız. Değerlerimize sahip çıkmak ayıp mı? Ben bugün dini, yaratıcı kelimesini konuşurken korkuyorum. Anında bir saldırı başlıyor.

'Yazmasaydım keşke' dediniz mi?

Hayır. Bir şeylerin sorgulanması gerekiyor. O yazıyı olasılık hesaplarından, kuantum ve belirsizlik teorisinden yola çıkarak yazdım.

Yakın çevrenizden tepki aldınız mı?

İlk iki yazımda tepkiler geldi. Üçüncü yazımın sonrasında benim düşünceme transfer olanlar, 'kafam karıştı' diyenler oldu. Çünkü tek başına bilim, insanı hiçbir yere götürmez. Bugün klonlama yapabiliyoruz. Bana bir hücrenizi verin, Amerika'da sizden bir tane daha yaptırabilirim. Ama içindeki ruhu üfleyebilir misiniz? İnsanoğlunun, bilimin dolduramadığı tarafları dolduran bir mekanizmaya ihtiyacı var. Saygı duymuyoruz buna.

Saygı duyulmayınca da kamplaşmalar kaçınılmaz oluyor herhalde...

Türkiye'de farklı iki toplum var. Bir tarafta beyaz Türkler, bir tarafta başka bir toplum. Sentez toplumunu kuramadık. Çok sert Atatürkçülük yapanlar, diğerlerini dışladı. Atatürk öyle yapmadı ama. Atatürk'ün fotoğraflarına baktığınızda, sağında solunda, o karede mutlaka manevîyatı temsil eden biri vardır. Ama sonradan ortaya çıkan Atatürkçü kadrolar bunu anlayamadı. Bugünkü çatışma ortamına gedik.

Din, Atatürkçülük, çatışma demişken, irtica paranoyasının köpürtüldüğü dönemleri ekonomist gözüyle nasıl okuyorsunuz?

Adnan Menderes, istediği parayı bulamayınca 'Petrol Ofisi ve İş Bankası'nı satarım, yeni bir model oluştururum.' diye ortaya çıktığı zaman bir irtica dalgası çıktı. Menderes, gitti. Erbakan'ın en büyük günahı neydi biliyor musunuz? Dedi ki; 'Paramızı bankaya bir birimle veriyoruz, iki buçuk birim borçlanarak geri alıyoruz. Bir havuz sistemi kurun. Kamu bu havuz sistemini kullansın, kendi parasını çevirsin, bankalara faiz ödemesin artık.' Çok büyük bir günahtı bu! Bankalara giden yüksek faizin önünü kesmiş oluyorsunuz. Bir irtica tartışması patladı, Erbakan yok oldu gitti.

Ya Başbakan Erdoğan?

Başbakan Erdoğan, bugün bankacılık sektörüyle ilgili ne diyor? 'Neşter vurmamız gerekiyor.' diyor. 'Türkiye kan ağlarken bankalar katrilyon kâr edemez.' diyor. Peki Erdoğan'ın tepesinde dolaşan Demokles'in kılıcı ne? 'Mürteci!'

Erdoğan'la grup arasındaki tartışmayı nasıl görüyorsunuz?

Bugün aslında birbirine karşı görünen insanlar aynı kökten geliyor. Aydın Doğan, tam bir Anadolu insanıdır. İslam dininin gereklerini yerine getiren, manevî tarafı güçlü olan, ortak değerlerie saygılı olan biridir. Başbakan Erdoğan aynı şekilde... Aralarında sanki bir kavga varmış gibi görünüyor. Araya giren beyaz Türkler bu kavgayı çıkarıyor. Kalkıp da işte 'ben bunu haber yaparım, siz de benim patronuma saldırırsınız' diye ortalığı tahrik ederseniz, çıkardığı kavgadan nemalanan insan olursunuz. Doğan Grubu Türkiye'deki bütün ortak değerlere son derece saygılıdır. Ama araya giren bazıları bu kavgayı çıkarıyor, tahrik ediyor. Bu tuzaktan kurtulmamız gerekiyor.

Araya giren bu beyaz Türklerin tahriki niye peki?

Bu adamlar varlığını buna borçlu. Bugün Başbakan Erdoğan'la başkasını kavga ettirmek değil sadece. Geçmişteki hükümetlerle patronlar arasındaki kavgayı kimin çıkardığına bakın. Önce kavgayı çıkarıyor, kavgayı yönettiğini iddia ediyor, sonra yönettiği süreçten nemalanmaya başlıyor. Bu manevî bir nemalanma, makamsal bir nemalanma. Kavga çıkaran bu beyaz Türkleri aradan çekmemiz lazım. Bizim onlara ihtiyacımız yok. Bu, beni gerçekten çok rahatsız ediyor. 'Ben üzüm suyuyla yıkandım, sirkeyle duş aldım, şarap içtim, şu an beşinci kadehteyim, yazımı yazıyorum.' diyorsunuz Türkiye'de hiçbir şey olmuyor, 'Yaratıcı zeka var' diyorsunuz insanlar size saldırıyor. Ben bunlara 'babası üzüm olanlar' diyorum. Onlar Türkiye'de her türlü makama gelmek için ilerleyebiliyor ama kendini bu toplumun ortak dinamiklerinden görenler çok zorlanıyor.

Aydın Doğan bu tahrikçi beyaz Türk'lere karşı neden önlem almıyor? Tasfiye mesela...

Anlattıklarım şahsi fikirlerim. Kendisi olayı nasıl görüyor bilemem ama şunu söyleyebilirim: Siz çok büyük bir transatlantiğin sahibi olduğunuzu düşünün. O transatlantiğin içinde çarkçıbaşı hata yapacaktır, birinci kaptan hata yapacaktır... Büyük medya grupları içinde bu olaylara müdahale etmek çok kolay değil. Aydın Bey, medyada son derece objektif kriterlerle haber yapılmasını prensip edinmiş bir insan. Kendisi mutlaka yanlış gördüğü yönleri düzeltecektir. Bu grupta o tip insanlar araya sızmış olabilir ama orta ve uzun vadede mutlaka temizlenecektir.

Gruptan bahis açılmışken 'amiral geminin kaptanı değişecek' dedikoduları hiç dinmiyor. Yiğit Bulut'u Hürriyet'in başında görür müyüz?

Benim kendi kariyer planlamamda öyle bir iddiam yok. Tabii ki birileri 'Bu işi yapmamız gerekiyor' derse o zaman oturup düşünürüz. Benim kariyer planlamamda genel yayın yönetmeni olmak yok. Hürriyet'in genel yayın yönetmeninin değişimiyle ilgili tartışmalar piyasada devam ediyor. Şunu söyleyeyim. Bir yerde bir ihtiyaç hasıl olmuşsa onun tartışması olur. Boş yere çıkmış bir tartışma değildir.

Adaylarınız kimler?

Hürriyet grubu içinde genel yayın yönetmenliği koltuğunu doldurabilecek çok mükemmel insanlar var. Türkiye'nin ortak değerlerini yansıtan, Türkiye'nin milli manevi duygularına sahip çıkan mükemmel insanlar var. Hiçbir makam boş kalmaz. Aydın Doğan, yanlış karar vermez kesinlikle.

***

Ali Kırca'nın bir açıklama borcu var

28 Şubat sürecine dair Ali Kırca'nın bir açıklama yapması gerektiğini yazmıştınız...

Bir baktık Ali Kırca bir gün bir kaset çıkardı. Fethullah Gülen'le ilgili görüntü, arkasından yorumlar. Bu kasetler daha önceden yok muydu? Bilinmiyor muydu? Zaten Fethullah Gülen'in kendisi çektirmiyor muydu? Orda olmayanlar bu vaazları dinlesinler diye. Sonra başka haber müdürlerine geçti bu kasetler. Böylece bir manipülasyon ortaya çıktı. Burada önemli bir şey var. Haberin müdürü, patronunun haberi olmadan bu manipülasyonu başlatmış olabilir.

Dinç Bilgin'den habersiz mi 'düğmeye bastı' yani?

Dinç Bilgin'den, Aydın Doğan'dan hangi medya patronu varsa. Patronun haricinde haber müdürü bu süreci başlatmış olabilir. Çok manipülatif ve kurgulanmış bir süreçti. Çok iyi sorgulamak gerekiyor. Ali Kırca'ya bence çok büyük bir sorumluluk düşüyor. O kaseti nereden aldığını açıklaması gerekiyor. Zaten var olan kaseti montajlamışlar, tam psikolojik savaşın istediği şekle getirmişler. Ali Kırca'yı da suçlamıyorum. Kullanılmış da olabilir.

***

IMF, Türkiye'nin yararına değil

AB'yle ilgili olumsuz görüşlerinizi çok sert üslupla dile getirdiğiniz oluyor. Nedir sizi bu kadar kızdıran?

Hükümet, AB ve IMF konusunda ipe un seriyor. Bence de bu çok doğru bir taktik. IMF ile anlaşma Türkiye'nin yararına değil. AB ise hiç kimseden istemediğini Türkiye'den istiyor. Romanya ve Bulgaristan'ı tam üye yapıyorsunuz, Türkiye'ye 'bir dakika' diyorsunuz. Bulgaristan'da arabayı bırakın bir yere, yarım saat sonra geri dönün bakalım bulabilecek misiniz? Mümkün değil öyle bir ülkenin AB standartlarına ulaşması. Ama onlara göre Bulgaristan ulaşmış, Türkiye ulaşmamış. AB, Türkiye'ye karşı bazen kötü niyetli davranıyor. Mesela Alevîleri azınlık olarak tanıyacaksın, diyor. Sen kimsin de İslam dini içerisinde azınlık tanımlama yetkisini kendinde buluyorsun. Diyor ki; 'Kürtleri azınlık olarak tanıyacaksın'. Ama Fransa'da Korsika'dakilere, Basklara haklarını vermiyor. Devlet eliyle yapılan TRT Şeş öyle büyük bir adımdır ki! AB'de devlet eliyle yayın yapan bu türden hiçbir televizyon yok. AB projesi benim çizgime uymuyor.

***

Finansal Ergenekon'u da kırmak gerekiyor

Poyrazköy'deki mühimmat bulunduktan sonra fikirlerim farklılaştı. Çünkü gidip bölgeyi incelerseniz o mühimmatı sivil birinin oraya gömmesi mümkün değil. Ergenekon operasyonunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de yerleşik bir Ergenekon var. Terim olarak söylüyorum, finansal, siyasi, askeri Ergenekon var. Tayyip Erdoğan'ın başbakan seçilmesi yerleşik Ergenekon'un delinmesi demek. Seçilmişlerden oluşmuş bir sistemde bu makama gelmesi çok önemli bir şey. Yerleşik düzen içinde onlardan olmayan birinin bir güç odağı haline gelmesi onları rahatsız ediyor. Bakın çete olarak söylemiyorum. Mantık, yapı... Mantık açısından finansal Ergenekon'u kırmak gerekiyor. Eğer Tayyip Erdoğan'ı siyasi anlamda yok ederlerse sonuç alınamayabilir. Bütün başbakanların aforoz edildiği bir işi yapıyor çünkü. Çok tehlikeli sularda yüzüyor. Finansal Ergenekon'a çomak sokmaya çalışıyor.

Faize bulaşan sistem iflah olmaz

Bütün ekonomik çalışmalarım sonunda geldiğim nokta şudur: Bir sisteme faiz girmişse o sistem artık iflah olmaz. Birisi faize bulaşmışsa onun iflah olması mümkün değil. Boşuna 1400 yıl önce 'Faiz haramdır.' dememişler. 50 milyar dolar faiz ödüyoruz. Onun için bu prangadan kurtulmak gerekiyor. Belki de IMF ile anlaşmamak bunun ilk adımı olabilir. Tabii bu, AK Parti'yi seçimlerde yüzde 60'ın üstüne de taşıyabilir. Ama öyle bir finansal manipülasyon gelir ki, yüzde 10'un altına da itebilir.

Nisan 03, 2009

Yaşasın Ekonomi Kurtuldu!

Günün en önemli gelişmelerinden birisi G20’lerin yani dünyanın en gelişmiş 20 ekonomisinin devlet başkanlarının, dünyadaki ekonomik sorunları çözmek için bir araya geldikleri toplantıydı.

Zirve Londra’da gerçekleşti. Bu ülkeler dünyayı öyle bir noktaya getirdiler ki, bir araya geldiklerinde güvenliklerini sağlamak için 10 bin 500 tane polisi görevlendirmişler. 30 milyon dolar para harcanmış ve bu paranın önemli bir kısmı güvenliğe ayrılmış.

Bazı göstericiler bir ingiliz bankasının camlarını indirmişler ve binaya “hırsızlar” yazısını yazmışlar. Yüksek faiz almak için paralarını yatırdıkları sonra da “bilinmeyen nedenlerle” batan bu bankaya karşı ingilizlerin “haklı” tepkilerini destekliyoruz!

Gelelim zirvede alınan kararlara: Dünya ekonomisine 1.1 trilyon dolar para, ABD’nin eli altındaki IMF tarafından aktarılacakmış. Böylelikle yeni bir dünya düzeni kurmayı hedefliyomuşlar. 500 milyar dolarlık kısım ekonomik sorunlar yaşayan ülkelere aktarılacakmış. En büyük sıkıntı yaşayan ülkelerden birisi ABD’idi sanırım!

Geri kalan kısım da en fakir ülkelere kullandırılacakmış. Yani bunun amacı da şu olsa gerek: Arkadaşlar, bu fakir fukara ülkeler temelli yok olmadan şunlara biraz daha yardım edelim de bi süre daha sömürmeye devam edelim. Zeki adamların hali de başka oluyor!

IMF’de elindeki altınların bi kısmını bozdurup 6 milyar dolarlık fon oluşturacakmış. Şu dünyanın düştüğü hallere bak büyük Allahım!

Bazı akıllı adamlar da doğal olarak şu soruları sormuş: IMF’ye para aktaracaksınız da bu para hangi koşullarda ve nasıl kullandırılacak? IMF’nin gelecekteki yapısı nasıl olacak?

Benim kafamdaki soru da şu: “Mali piyasalar” adı altında dünyayı soyup soğana çeviren pek akıllı adamlar hakkında neler yapacaksınız? O piyasalarla ilgili bir denetim gerçekleşecek mi? Hedge fonlar örneği hala önümüzde duruyor.

Hizmet Üzerine


Seçimler bitti ama kavgası bitmedi. Ölümle sonuçlanan kavgalardan bahsediyoruz! İnsan hayatı bu kadar mı değersiz. Yıl 2009, olurmu böyle şeyler demeyin oluyor işte. Neyin peşindeyiz anlamak mümkün değil.

Ortada bir rant olduğu bir gerçek. İnsanımızın dünya ve değerlerine karşı anlaşılmaz bir bağlılığı var. “Bütün dünyayı verseler doymaz bu adamlar” dedirtecek kadar varız. Bu hırsla nereye kadar gidebiliriz?

İlginç olan noktalardan birisi de, bir makamı elde etmek için bu denli hırçınlaşan bizler, o makama yüklediğimiz anlamı da tartışmaya açmış oluyoruz. Amaç hizmet etmek mi? O zaman bu kavganın kıyametin anlamı nedir.

İnanın hizmet etmenin binbir türlü yolu vardır. Örnek mi: Yolda duran bir çöpü alın, yakındaki çöp kutusuna atın. Böylelikle o yerde duran çöpün, yağacak şiddetli bir yağmurda mazgalları tıkayıp, o bölgedeki bazı evleri su basmasını engellemiş olursunuz. Bu hizmeti belediye başkanı olduktan sonra yerleri temizleyerek de yapabilirsiniz, örnekte olduğu gibi de yapabilirsiniz. Yeter ki amacınız hizmet etmek olsun.

Küçük Şeyler

Hep beraber Küçük Şeyler hakkında konuşmaya başlayalım bakalım.